Yabancı Uyruklunun Satış Vaadi Sözleşmesi ve Devri – Tescil Davası

Yabancı Uyruklunun Satış Vaadi Sözleşmesi ve Devri - Tescil DavasıDavacı vekili tarafından, davalı aleyhine 2.7.1998 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı cebri tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 16.12.1999 günlü hükmün Yargıtay’ca incelenmesi, davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

Davacı, davalıya ait Mithatpaşa mahallesi 1516 ada 1 parsel sayılı taşınmazda bulunan 7 numaralı C tipi dubleks daireyi davalının satış vaadi sözleşmesiyle sattığı şahıslardan yine aynı nitelikte sözleşme ile kendisinin satın aldığını, ancak davalının tapuda ferağ vermediğini belirterek tapunun iptali ile adına tescil istemiştir.

Davalı, 1995 yılında yapılan ilk satış vaadi sözleşmesinden sonra nizalı yerin yasak bölge kapsamına alınması nedeniyle hukuk ve fiili imkansızlık olduğunu, 1996/280 sayılı Asliye Hukuk Mahkemesindeki dosya derdest iken muvazaalı olarak nizalı yerin davacı tarafından alındığını ve davanın reddini savunmuştur.

Mahkeme, yapancıların mülk edinemeyecekleri, imar planı içindeki yerin satışının vaat edilemeyeceği ve sözleşmenin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş, hükmü davacı vekili temyize getirmiştir.

Dava konusu taşınmaz tapuda davalı adına kayıtlı olup, beyanlar hanesinde 7.7.1995 tarih 2555 yevmiye numaralı yazı ile askeri ve yasak bölge ve güvenlik bölgesi olduğu belirtilmiştir. Davalı 15.8.1995 tarihinde noterde dava dışı şahıslar Horts F. ile Renata M. isimli şahıslarla yaptığı satış vaadi sözleşmesi ile nizalı yerin satışını vaat etmiştir. Bu sözleşmede alıcıların satış vaadi sözleşmesiyle aldıkları bu haklarını başkalarına temlik edebilecekleri taraflarca kabul edilmiştir. 15.8.1996 tarihli sözleşmenin alıcıları 21.8.1997 tarihinde yine noterde düzenlenen başka bir satış vaadi sözleşmesiyle nizalı yerin davacıya satışını vaat etmişlerdir. Ve yine sözleşmede aynı yerle ilgili olarak görülen 1996/280 sayılı dosyaya davacının müdahil olarak katılabileceğini belirtmişlerdir.

Dosya içinde bulunan Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/280-1999/271 sayılı dosyasında dava konusu yeri satış vaadi sözleşmesiyle alan Renata M.’nin bu hakkını 31.5.1996 tarihli satış vaadi sözleşmesiyle devrettiği Dinçer D. tapu maliki aleyhine dava açarak tapu iptali ve tescil istemiş, davalı dosyamızdaki gibi savunmada bulunmuştur. Mahkeme dava dosyamızın kapsamını göz önüne alarak davanın konusuz kaldığını belirterek ret kararı vermiş, davalı bu hükmü, gerekçenin batıl olduğunu sebep göstererek temyiz etmiş, ancak 7.12.2000 tarihinde bu talebinden vazgeçmiştir.

Satış vaadi sözleşmeleri Borçlar Kanunu’nun 22. maddesi kapsamında olarak şahsi hak doğuran akitlerdendir. Böyle bir sözleşme ile alacaklı durumuna gelen kimsenin hakkını üçüncü bir kişiye devir ve temlik edip edemeyeceği söz konusudur. Sözü edilen Kanunun 162. maddesi hükmüne göre kanun veya akit ile yada işin mahiyeti icabı olarak men edilmiş olmadıkça borçlunun rızasını aramaksızın alacaklı alacağını üçüncü bir şahsa temlik edebilir. Satış vaadi sözleşmesinden doğan hakkın üçüncü bir kişiye temlik edilemeyeceğine ilişkin bir kanun hükmü bulunmadığı gibi bu akitle önlenmiş de değildir. Bu durumda alacağı temellük eden kimse temlik edenin yerine geçerek onun haklarını kullanabilir.

Somut olayda, davacı ile 15.8.1995 tarihinde düzenlenen satış vaadi sözleşmesinin alıcıları bu sözleşme ile tapu malikine karşı kişisel hak kazanmışlardır. Üstelik sözleşmede kazanılan bu şahsi hakkın üçüncü kişilere devredilebileceği de taraflarca kabul edilmiştir. Davacıya yine satış vaadi sözleşmesiyle kişisel hakkın devri geçerlidir. Yabancı uyruklu şahısların kazandıkları kişisel hakkın üçüncü bir kişiye devrini yasaklayan bir yasa hükmü de yoktur. Bu durumda tarafların ibraz ettikleri delillerin değerlendirilmesi sonucu bir karar vermek gerekirken yazılı gerekçeyle ret kararı verilmesi doğru görülmemiştir. Hükmün BOZULMASINA, (Y.14.HD. 18.02.2002 1066 E. 1155 K.)

Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, mülkiyeti geçirmeyen, tapuya işlenmediği sürece kişisel hak doğuran ve sözleşmenin tarafına karşı kullanılabilen, taşınmazı tapu ile edinen ayni hak sahibine karşı ileri sürülmesine olanak olmayan sözleşmelerdir.

Kanun veya akit ile yada işin mahiyeti icabı men edilmiş olmadıkça borçlunun rızası aranmaksızın alacaklı alacağını üçüncü bir şahsa temlik edebilir ve temellük eden temlik edenin yerine geçerek onun haklarını kullanabilir.

Nizam TUTUCU
Emlak Danışmanı

Bir Yorum Gönder