Zilyetliğe Dayalı Tescil İşlemi – Tescil Davası

Zilyetliğe Dayalı Tescil İşlemi - Tescil Davası1- Tapulamada tespit dışı bırakılan taşınmazın tescili davasında; Medeni Kanundaki zilyetlikle kazanmaya ilişkin ilan şartlan yerine getirilmelidir.

2- Taşınmazın tespit dışı bırakılma nedeni ve niteliği araştırılmalı, tespit dışı bırakılma işleminin kesinleşmesinden itibaren 20 yıllık yasal edinme süresinin geçip geçmediği belirlenmelidir.

3- Davacının, tespit dışı bırakılan parsele bitişik, Hazine adına oluşturulan tapunun iptali için açtığı ve kazandığı dava görülürken tespit dışı bırakılan yere itiraz etmemiş olmasının, hayatın olağan akışına ve deneyimlerine uygun düşmeyeceği de bilinerek karar verilmelidir. (Medeni Kanun madde 713) (3402 sayılı Kadastro Kanunu madde 7, 12, 16, 30)

Taraflar arasındaki tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Saruhanlı Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 23.3.1995 gün ve 1992/369, 1995/87 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Sekizinci Hukuk Dairesi’nin 29.1.1996 gün ve 1995/6237, 1996/760 sayılı ilamı ile;

… Taşınmazın bulunduğu yörede yapılan tapulamada bitişik olan 156 parsel sayılı taşınmaz Hazine adına tespit edilmiş olup, davacı tarafından Asliye Hukuk Mahkemesinde 1981/338 sayısı ile görülen davaya konu edilmiştir. O davada sadece 156 parsel sayılı taşınmaz incelenmiş, o taşınmazın sınırları tartışılmamıştır. Davacı, o davada 156 parselle beraber bu davaya konu olan yeri de dava etmediğinden taşınmazın niteliği üzerinde durulmamıştır. Bu itibarla, 156 parsel sayısı ile görülen davanın görülmesinde davacının çekişmeli taşınmaz yönünden itirazda bulunmamış olması bu yerde 1981 yılından evvel zilyet olmadığını göstermez. Bu itibarla, davanın reddine dair verilen karar bu nedenle yerinde değildir. Ancak, yapılan araştırma ve inceleme de yeterli bulunmamaktadır.

Uyuşmazlık, tapulamada tespit dışı bırakılan taşınmazın tesciline ilişkin olup, Medeni Kanun’un 713/1. maddesi hükümlerine tabidir. Aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca yerinde alışılmış araçlarla aralıklı olarak üç defa ve ayrıca gazete ile ilan yapılması gerekirken, mahkemece bu husus yerine getirilmemiştir. Ayrıca, 1974 yılında yapılan tapulamada taşınmazın hangi nedenle tespit dışı bırakıldığı ve o tarihteki niteliğinin Kadastro Müdürlüğünden sorulması, belirlenen niteliğine göre zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olup olmadığı hususu üzerinde durulması, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı şekilde hüküm verilmesi isabetsizdir… gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, hukuksal nitelikçe tapulama tespit dışı bırakılan taşınmazın Medeni Kanun’un 713. Maddesinde tapuya tescil istemine ilişkindir.  Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, dava konusu taşınmazda davacı yararına iktisap koşullarının gerçekleşmiş olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Dava konusu taşınmaz 28.5.1974 tarihinde yapılan tapulama ile tespit dışı bırakılmış ve bu işlem kesinleşmiştir. Yine dava konusu taşınmaza komşu parselin Hazine adına oluşturulan tapu kaydının iptaline ilişkin davacının davası kabulle sonuçlanmış ve kesinleşmiştir.

Hemen belirtelim ki, tapulamaca tespit dışı bırakma işlemi de bir tapulama işlemidir. Yine tespit dışı bırakma işleminin kesinleştiği tarih ile temyize konu davanın açıldığı tarihler arasında 20 yıllık süre içinde edinmeye imkan sağlayacak nitelikte koşulların gerçekleşmesi gerekir. Somut olayda, toplanan delil ve belgelere göre tespit dışı bırakılma işleminin kesinleştiği 28.5.1974 tarihi ile temyize konu davanın açıldığı 23.11.1992 tarihleri arasında 20 yıllık yasal edinme suresinin dolmadığı açıktır. Öte yandan, dava konusu taşınmazın kültür arazisi ve zilyetliğinde gerçekleşmiş olması halinde 156 parsele ilişkin açılan davanın yargılamasında ve keşif safhasında davanın bu olguları ileri sürmemesi hayatın olağan akışına ve hayat deneyimlerine de uygun düşmeyeceğinde kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Şu durum karşısında usule ve yasaya uygun bulunan yerel mahkemenin direnme kararı onanmalıdır.

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, (YHGK. 19.02.1997 T. 1996/8-768 E. 1997/100 K.)

Nizam TUTUCU
Emlak Danışmanı

Bir Yorum Gönder